Seçim 2011: Türkiye Değiştikçe Siyasi Partileri Aynı Kalmaya Devam Ediyor

BARIN KAYAOĞLU

12 Haziran 2011

[Click here for the English version of this article.]

Bugün yapılan seçimle ilgili hem iyimser hem de kötümser olmak için birçok sebep var. Muhtemelen AKP kazanacak. Ancak buradaki en büyük problem, AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın muhalefete karşı gittikçe artan hoşgörüsüzlüğüne muhalefetin de aynı şekilde mukabele ediyor olması. Seçimden sonra birbirlerinin yüzüne nasıl bakacakları bir yana, eğer Türkiye’deki siyasi partiler kendilerine çeki düzen vermezlerse, 12 Haziran’dan sonra ortaya çıkabilecek istikrarsızlık Türkiye’nin uluslararası alandaki yükselişini sekteye uğratabilir.

Yükselen Güç

Birçok açıdan Türkiye son yıllarda iyi anlamda değişti. Kişi başına düşen milli gelir 2000 yılında 3000 dolardan daha azken bu rakam 2010’da 10000 dolara çıktı. Son küresel krizden Türkiye Çin’den sonra dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olarak çıktı. Türkiye’nin küresel krizi banka iflasları ve kurtarma operasyonları olmadan atlatmasındaki en büyük etkense doğusunda ve güneyinde bulduğu yeni pazarlardı. 2002’de Türkiye’nin Arap dünyası ve İran’la toplam ticareti sadece 6.5 milyar dolarken 2010 sonunda bu meblağ 50 milyar dolara çıktı.

Benzer şekilde, Ankara, 1990’ların sonuna kadar Soğuk Savaş müttefiği olan Amerika, Avrupa ve İsrail’le olan ilişkileriyle yetiniyordu. Bugünlerde ise AKP hükümeti bölgede ve dünyada olumlu değişikliklere önayak olmak için yeni ortaklıklar kurmakla meşguller. Uluslararası ilişkiler profesörü olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bu yeni siyasetin mimarı. Kulağa hoş gelen ancak gerçekleştirmesi bir o kadar da zor olan “komşularla sıfır sorun” sloganı AKP’nin bölgesel ve küresel vizyonunu özetliyor. Nüfusu ve dinamik ekonomisiyle Türkiye Balkanlar’ın, Kafkaslar’ın, Orta Asya’nın, Ortadoğu’nun ve Kuzey Afrika’nın kesiştiği noktanın siyasi ve ekonomik ağırlık merkezi olmayı istiyor.

Ankara, bu amaca dönük olarak 2009-2010 döneminde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne geçici üye oldu. Geçtiğimiz günlerde de 2015-2016 döneminde yeniden üye olacağını ilan etti.

Bunun yanında, İsrail ve Suriye arasında dolaylı barış görüşmelerine aracılık eden Türkiye, 2008-2009’daki Gazze Savaşı’ndan hemen önce iki ülkeyi bir barış anlaşması imzalamaya ikna etmek üzereydi.

AKP hükümeti yönetiminde Türkiye, Kafkaslar’da Ermenistan’la sıkıntılı geçmişini aşabilmek için önemli çaba sarfetti.

Benzer şekilde, Türkiye Balkanlar’da Sırplar, Hırvatlar ve Boşnaklar arasında kalıcı bir barış ortamı sağlamak için yoğun bir şekilde çalışmakta. Geçen sene, Ankara’nın telkinleri Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiç’in 1995’deki Srebrenitsa soykırımını anma törenlerine katılmasını sağladı.

Türkiye, Arap dünyasıyla ilişkilerini ilerletmek için Suriye, Ürdün, Lübnan, Irak, Libya ve Katar’la karşılıklı olarak seyahat vizelerini kaldırdı ve Suriye, Lübnan ve Ürdün’le serbest
ticaret bölgesi yaratmak için çalışma başlattı. Arap devrimlerinin hız kazandığı bir ortamda Türkiye’nin laik ve demokratik siyasal düzeni ve hem Doğu hem de Batı’yla dostane ilişkileri olan Müslüman bir ülke olması bölge için bir model teşkil edebilir.

Türkiye’nin “yumuşak gücü” de son yıllarda yükselişte. Birçok Türk dizisi bugün bölge ülkelerinde yerel dillerde yayınlanmakta. Türk filmcileri dünyanın prestijli festivallerinde ödüller kazanmaktalar. Örneğin Nur Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmi Mayıs ayında Cannes’da Büyük Ödül’ü kazandı.

Kısacası, Türkiye artık birçok açıdan dünyaya çok daha açık bir ülke.

Türkiye’nin Demokraside Attığı Adımlar

Türkiye’nin uluslararası alanda attığı adımların kökeni ülkenin son yıllarda yakaladığı görece iç istikrardır. Bir zamanlar çok güçlü olan asker artık siyaseti sivillere bırakmış durumda. 1990’larda İslamcı Refah Partisi’nde adını duyuran Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetimindeki AKP, bir yandan askeri kışlasına gönderirken 2002’den beri hızlı ekonomik büyümeye ve demokratik serbestleşmeye önayak oldu.

Bir diğer olumlu gelişme de katı laik ve milliyetçi söylemlerini Kürt ve Alevi kökenli Kemal Kılıçdaroğlu’nın genel başkan olmasıyla terkeden bir CHP’nin varlığı. Sayın Kılıçdaroğlu’nun yönetimindeki CHP, partinin 1970’lerdeki sosyal demokrat rüzgarını tekrar yakalayarak AKP’ye karşı gerçek anlamda bir alternatif olmaya çalışmakta.

Yine benzer şekilde, 12 Eylül 1980 darbesine giden süreçteki şiddet ortamında çok büyük sorumluluğu bulunan MHP uzun zamandan beri çok daha ılımlı bir parti izlenimi vermekte.

Kürt siyasetçilere gelirsek, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde ilk defa anadillerinde siyasi propaganda yapma hakkına sahipler. Yakın zamana kadar toplum içinde Kürtçe konuşmak bile insanın başını belaya sokabiliyorken bugün BDP son derece tartışmalı olan bölgesel özerklik ve PKK lideri Abdullah Öcalan’ın salıverilmesi gibi konuları rahatlıkla gündeme
getirebilmektedir.

Eski Alışkanlıklar

Ancak maalesef Türkiye’de siyasi partiler eski alışkanlıklarını terkedip Türkiye’nin yeni düzenine alışmakta zorlanıyorlar. Her ne kadar AKP Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle üyelik görüşmelerine başlamasını sağlayan yüzlerce yasa çıkardıysa da son yıllarda siyasi ve iktisadi reformlar tamamen durmuş vaziyette. Özellikle siyasi yandaşlara verilen ihaleler ve internete uygulanan sansürler devletin serbest piyasa üzerindeki tahakkümünün kötüleştiğine işaret ediyor.

Benzer şekilde, Türkiye, hapiste bulunan 57 gazeteciyle şu anda hem İran’ı hem de Çin’i geçerek dünyada en fazla gazeteci hapsetmiş ülke durumunda. Özellikle gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Ergenekon örgütüne üye oldukları gibi mantıkdışı bir iddiayla tutuklanmaları, Türkiye’de serbest ifadenin ve demokrasinin geleceğinin ciddi şekilde tehlikede olduğunu gösteriyor.

AKP’nin anti-demokratik zihniyetine yönelik belki de en tehlikeli işaret Nisan ayında meydana geldi. Üniversite sınavlarındaki “şifre-hile” iddialarını protesto eden 2000 kadar lise öğrencisi İstanbul’da Taksim Meydanı’nda protesto gösterisi düzenledi. Sayın Erdoğan ise partisinin gençlik kollarını sahneye sürdü. MHP lideri Devlet Bahçeli ise Başbakan’ı partisinin “bozkurt”larıyla tehdit etti. MHP’nin 1980 öncesi alışkanlıklarını hatırlatırcasına çağrı yapan Sayın Bahçeli 10000 AKP’liyi “1000 bozkurtla Taksim’den Kasımpaşa’ya kadar kovalamakla” tehdit etti.

CHP’nin de durumu çok daha iyi değil aslında. Sayın Kılıçdaroğlu’nun güleryüzlü imajı ve özgürlük, eşitlik ve demokrasi vurgularına rağmen partisinin eski tüfeklerinin öncelikleri hala daha farklı. Birkaç ay önce CHP Manisa milletvekili Şahin Mengü, Atatürk’ün gençlik
yıllarını anlatan “Genç Mustafa” adlı çizgi romanın yapımcılarını mahkemeye verdi. Kitabın Atatürk’ü ne kadar da yücelttiğini anlayamayan Sayın Mengü trajikomik bir şekilde kitapta “Atatürk’e hakaret” edildiğini iddia etti.

Kürt siyasetçiler ve BDP ise Türkiye’nin süratli değişimine ayak uyduramadıklarını 10-15 milyon Türkiye Kürt’ü için eşit hak taleplerini PKK’nın önceliklerinden ayırdedemeyerek gösteriyorlar. BDP, hala Türkiye’nin kangrene dönmüş Kürt sorunuyla ilgili yaratıcı bir çözüm ortaya atmış değil.

Bütün bu etmenler 12 Haziran’dan sonra bu Türkiye için tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor. Anketlere göre bugün seçimleri AKP ve Sayın Erdoğan kazanacak. Ancak Başbakan’ın giderek artan otoriterliği, Kürt sorununu çözememesi ve Abdullah Gül’ün görev süresi bittikten sonra cumhurbaşkanı olma ihtimali toplumdaki gerilimleri kötüleştirip muhalefeti daha da keskin bir hale getirerek ülkedeki siyasi istikrarı bozabilir.

Sayın Erdoğan Türkiye’nin bölgesinde olumlu değişimlere etken olmasını istemekte. Siyasi rakipleri dahil Türkiye’de birçok insan da bunu istiyor. Ancak eğer Türkiye’deki siyasi seçkinler ülkelerinin Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Orta Asya’da, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da ekonomik kalkınma ve demokrasi için bir ilham kaynağı olmasını istiyorlarsa eski alışkanlıklarını bırakmaları gerekecek.

Bu yazının aslı İngilizce olarak London School of Economics’in Uluslararası Balkan Çalışmaları Programı’nın blogunda yayınlanmıştır.

Barın Kayaoğlu, Amerika’da Virginia Üniversitesi’nde Tarih Bölümü’nde doktora adayıdır ve her türlü yoruma, soruya ve fikir alışverişine açıktır. Kendisiyle bağlantıya geçmek için buraya tıklayın.

Ayrıca kendisini Twitter’dan (@barinkayaoglu) ve Facebook’tan (BarınKayaoğlu.com) da takip edebilirsiniz.

Print Friendly
Share

One thought on “Seçim 2011: Türkiye Değiştikçe Siyasi Partileri Aynı Kalmaya Devam Ediyor

Leave a Reply