Category Archives: European Union / Avrupa Birliği

Türkiye’nin AB Üyeliğinden Çark Etmesi Ortadoğu’da Elini Zayıflatır

BARIN KAYAOĞLU

23 Eylül 2013

[For the English version, click here.]

Eğer Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokmakla görevli olan bakan görev tanımından şüphe etmeye başlarsa AB üyeliğinin ciddi risk altında olduğunu söylebilirsiniz. Türkiye’nin AB üyeliğinde ilerleme sağlayamamasının Ortadoğu’daki etkisini zayıflatacağını da.

AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış Ukrayna’da katıldığı bir toplantıda Türkiye’nin “muhtemelen asla AB’ye üye olamayacağını” ifade etmesi ilk defa AKP’li üst düzey yöneticilerden birinin Türkiye’nin Brüksel klübüne üye olamayacağını açıkça dile getirmesi bir ilk. Bu açıklama ise Türkiye’nin Ortadoğu’daki pozisyonunu çok ciddi bir şekilde etkileyebilir.

[Yazının tamamını okumak için buraya tıklayın.]

Barın Kayaoğlu, Virginia Üniversitesi Tarih Bölümü’nde doktora adayıdır. Geçen sene Yale Üniversitesi’nin Uluslararası Güvenlik Çalışmaları programında Smith Richardson Vakfı bursuyla misafir araştırmacı olarak görev yaptı. Kendisini Twitter’dan (@barinkayaoglu) ve Facebook’tan (Barın Kayaoğlu) takip edebilirsiniz.

Print Friendly

Is Turkey Giving Up on EU Membership?

BARIN KAYAOĞLU

23 September 2013

[Yazının Türkçesi için buraya tıklayın.]

You know Turkey’s hopes of joining the European Union (EU) are in trouble when the state minister whose job is to get the country into the European club begins to have second thoughts about his mission. You may also know that Turkey’s influence in the Middle East would diminish if Ankara does not move forward with its EU bid.

The recent remarks of the Turkish minister for EU affairs Egemen Bagis, who declared that his country will probably not become a member of the prestigious European club, is the first time that a high-ranking member of the Justice and Development Party (AKP) government is admitting how Turkey may never enter the EU. This acknowledgement can have serious repercussions about Turkish influence in the Middle East.

[To read the rest of the post, click here.]

Barın Kayaoğlu is finishing his doctorate in history at the University of Virginia. He was recently a Smith Richardson Foundation fellow in International Security Studies at Yale University. You can follow him on Twitter (@barinkayaoglu) and Facebook (Barın Kayaoğlu).

Print Friendly

Unpleasant Options in Syria

BARIN KAYAOĞLU

27 February 2012

[Yazının Türkçesi için buraya tıklayın]

“Syrian blood” kicked around by foreign countries. The international community should be careful to prevent that image from becoming a reality.

In the aftermath of the Russian and Chinese vetoes at the United Nations Security Council, many Western countries and their Middle Eastern allies are looking for new ways to oust Syrian President Bashar al-Assad. The “Friends of Syria” meeting held in Tunisia last week aimed to remake the Syrian National Council – a coalition comprising dozens of different opposition groups – into a more cohesive front. Foreign governments are probably laying the groundwork to recognize the Council as a “government-in-exile” in the near future. But Syria’s friends have a long way to go before they have a shot at ousting Assad.

Beyond giving political backing to the Syrian National Council, arming the Free Syrian Army seems as a more realistic option. The FSA, a militia group primarily composed of soldiers who have deserted Assad’s army, is already using Turkish territory for its activities. Thus, the Turkish government’s threats against Assad that “all options are on the table” should be read as an intention to establish “safe areas” and perhaps more.

There is no question that the international community has to do something about the tragedy in Syria. It’s been a year and over 8,000 dead Syrians since the uprisings have begun. But the countries backing anti-Assad forces in Syria would be fooling themselves if they think “safe areas” or giving more arms and ammo to the FSA will accomplish anything. Humanitarian missions in Bosnia-Herzegovina and Rwanda in the 1990s amply demonstrated that “safe areas” are half-hearted attempts that do not succeed. More important, the absence of a strong international force only emboldens the aggressor to kill more – something that the international community is supposed to prevent.

The international community should also think whether it should and could make peace through a full-scale military intervention in Syria because talking the talk of military intervention is easier than walking the walk. Russia and China have already demonstrated that they do not want Western countries, Turkey, and the Arab League in Syria. It is almost certain that Iran will mobilize its resources and assets (read: Hezbollah) to shore up its allies in Damascus. It is also certain that public opinion in the West, Turkey, and Arab countries will not support military action against Syria.

If the anti-Assad groups and their international supporters are really determined to overthrow the Baath regime, they have to see the biggest risk about post-Assad Syria: given its multi-confessional nature, foreign intervention may very well exacerbate religious discord (à la Iraq). That will put the people of Syria in a situation even worse than the present.

Half-hearted political talk will certainly not solve Syria’s tragedy. But military action does not look like the answer either.

Barın Kayaoğlu is a Ph.D. candidate in history at The University of Virginia. He welcomes all comments, questions, and exchanges. To contact him, click here.

You can also follow him on Twitter (@barinkayaoglu) and Facebook (BarınKayaoğlu.com).

Print Friendly

Libya Harekatıyla Birlikte Türkiye Batı’ya “Geri Döndü”

BARIN KAYAOĞLU

31 Mart 2011

[Click here for the English version of this article.]

Başbakan Erdoğan’ın, NATO’nun Libya’ya harekat düzenlemesine karşı çıkmasının üzerinden 10 gün geçti ya da geçmedi. Başbakan’ın Batı ülkelerine eleştirilerinin odağında özellikle Fransa’nın Libya’nın petrol ve doğal gaz kaynaklarına el atmak için uluslararası toplumu harekete geçirmeye çalıştığı yönündeki inancı vardı. Hatta Başbakan Fransa’ya karşı o kadar kızgındı ki – aslında hiç de diplomatik olmayan bir şekilde – İstiklal Marşı’nın “medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” dizelerini okudu.

Cumhurbaşkanı Sarkozy ve Başbakan Erdoğan (Resim: ntvmsnbc.com)

Ancak daha sonra Ankara beş savaş gemisi ve bir denizaltıdan oluşan bir filoyu Muammer Kaddafi’ye karşı uygulanan silah ambargosuna katkı sağlamak üzere görevlendirdiğini 23 Mart’ta açıkladı. Bundan iki gün sonra da Amerikan güçleri Libya’daki operasyonlarını bitirdikten sonra NATO ittifakının harekata komuta etmesine izin verdi.

Türkiye’nin ani dönüşü ne şekilde izah edilebilir? Daha da önemlisi, son yıllarda Batılıların sıkça dile getirdikleri Türkiye’nin “Doğu’ya kayması” endişelerinin aksine, Ankara Batı’ya “geri dönüyor mu”?

Hem evet ve hem de hayır.

Şurası kesin: Türk deniz gücünün Kaddafi’ye karşı uygulanan ambargoda görev almasıyla Türk Hava Kuvvetleri’nin Kaddafi’nin güçlerine saldırmasıyla ve/veya isyancı güçleri diğer NATO müteffikleriyle birlikte koruması arasında çok büyük fark var.

Ancak son günlerde Ankara’nın Libya politikasındaki meydana geldiği zannedilen ani değişiklik, gerçekte Türk dış politikasında son zamanlarda görülen eğilimlerle tutarlılık arz etmektedir. Hatta Ankara’nın son kararı aslında Türkiye’nin ne kadar da Batılı olmaya başladığına işaret etmektedir.

Bundan bir buçuk yıl kadar önce dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Libya hükümetinin yabancı ülkelerde 100 milyar dolarlık yatırım yapmak istediğini belirtmiş ve Türkiye’nin bu paradan azami ölçüde istifade etmesi gerektiğini dile getirmişti. Başka bir kaynağa göre Türk şirketleri, sadece son iki yılda Libya’da toplam sekiz milyar dolara yakın inşaat ihalesi aldı. Yine başka bir rapora göre Türkiye önümüzdeki 10 yıl içinde Libya’nın altyapı projelerine 35 milyar avru (euro) yatıracak.

İşte bu yatırımlar ve Libya harekatına katılma kararı tam olarak da Türkiye’nin – ekonomik hedefleri siyasi araçlarlarla gerçekleştirme anlamında – “Batılı” karakterine  işaret etmektedir.

Tabi bu da mizahi olabilecek kadar ilginç bir durum: Bugüne kadar birçok Türk vatandaşı, diğer ülkelerdeki insanlar gibi (ve kısmen de haklı olarak) gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelerdeki siyasi sıkıntıları o ülkeleri “sömürmek” için kullandığına inanagelmişlerdir.

Tabi bu düşünce kalıbı son günlerde Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da cereyan eden olayları açıklamakta yetersiz kalır. Ancak şu da bir gerçek ki siyasi idealleriyle ekonomik zorunluluklar arasında seçim yapmaları gerektiğinde birçok Batı ülkesi hala demokrasi ve insan haklarını kolayca arka plana itebilmektedir. Genellikle de siyasi ideallerle ticari çıkarları birbirine karıştırırlar.

Türkiye “Doğu’ya gidiyor” olabilir de olmayabilir de. Benzer şekilde, ekseni “kayıyor” olabilir de olmayabilir de. Ancak son tahlilde, Türkiye’nin çok daha “Batılı” davrandığı şu günlerde Batı’yla olan bağlarının çok büyük önem arz ettiği de inkar edilemez bir gerçek.

Barın Kayaoğlu, Amerika’da Virginia Üniversitesi’nde Tarih Bölümü’nde doktora adayıdır ve her türlü yoruma, soruya ve fikir alışverişine açıktır. Kendisiyle bağlantıya geçmek için buraya tıklayın.

Ayrıca kendisini Twitter’dan (@barinkayaoglu) ve Facebook’tan (BarınKayaoğlu.com) da takip edebilirsiniz.

Print Friendly

With Libya, Turkey “Returns” West

By BARIN KAYAOĞLU

March 27, 2011

[Yazının Türkçesi için buraya tıklayın.]

Barely ten days ago, Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan had objected to a NATO intervention in Libya. Part of Mr. Erdoğan’s criticism sprung from his belief that, in moving the international community to intervene in Libya, France wanted to get its hands on the North African nation’s oil and natural gas. The Turkish Prime Minister was so angry that he recited a very anti-Western part of the Turkish national anthem (“Civilization is but a one-tooth monster”). 

President Sarkozy and Prime Minister Erdoğan (Photo courtesy of ntvmsnbc.com)

And then, on March 23, Ankara decided to send five warships and a submarine to the Libyan coast to enforce the arms embargo against Muammar Qaddafi. Two days later, Turkey agreed to let the North Atlantic Treaty Organization (NATO) take over command once U.S. forces conclude their operations in Libya.

What explains this sudden change in the Turkish stance? More important, after Westerners have worried about Turkey’s “Eastern shift” in the past few years, is Ankara finally “heading back” West?

Yes and no.

To be sure, Turkish naval forces enforcing the international embargo against Qaddafi is very different than the Turkish Air Force attacking Qaddafi’s armies and/or defending the rebels with other NATO allies.

But not only is the seeming shift in Ankara’s Libyan policy consistent with recent trends in Turkish foreign policy, it is also a testament to the country’s Western character.

A year and a half ago, the Turkish minister of foreign trade had mentioned the Libyan government’s interest in investing $100 billion abroad and had hoped that Turkey would get a substantial portion of that money. One source indicates that Turkish construction projects initiated in Libya within the past two years alone are close to $8 billion. Another report estimates that Turkey will invest €35 billion in Libya’s infrastructure over the next ten years.

That is precisely the indication for Turkey’s “Westernness” – pursuing economic ends with political means.

And it’s an ironic twist: Turks, just like other nations in the developing world, regularly blame developed countries (with some justification) for manipulating political troubles in developing countries in order to “exploit” them. Although I don’t think that statement explains recent events in the Middle East and North Africa, it is certainly true that, in the contest between political ideals and economic needs, many Western countries frequently choose the latter over the former. Most of the time, they mix both.

Turkey may or may not be “moving East.” Its foreign policy axis may or may not be “shifting.” But in the final analysis, Turkey’s Western commitments still matter – especially as Turkey acts very “Western” these days.

Barın Kayaoğlu is a Ph.D. candidate in history at The University of Virginia. He welcomes all comments, questions, and exchanges. To contact him, click here.

You can also follow him on Twitter (@barinkayaoglu) and Facebook (BarınKayaoğlu.com).

Print Friendly