Tag Archives: Ankara

Başbakan Erdoğan’ın Komplo Teorilerindeki Çelişki

BARIN KAYAOĞLU

18 Haziran 2013

Eğer Başbakan Erdoğan’a inanacak olursak, protestoların arkasındaki isimler “faiz lobisi,” “yabancı güçler,” ve Türkiye içindeki “işbirlikçiler.” Başbakan’ı destekleyenlerin elinde daha da ilginç isimler var: olayları güya kışkırtan Amerika, Britanya, Fransa, İran, İsrail, Rusya, ve Suriye ajanları.

Bu kadar farklı çıkarları ve öncelikleri olan ülkeler Türkiye’yi bu kadar çabuk ve kolayca karıştırmak üzere nasıl anlaştılar, bunu bilmiyoruz.

Ancak Başbakan Erdoğan’ın komplo teorilerine sarılması çok garip bir çelişki içeriyor: 2002’de iktidara geldiğinden beri Başbakan’ın en önemli önceliği Türkiye’nin küresel yatırımcılarla ve yabancı ülkelerle ilişkilerini düzeltmek olmuştu.

[Makalenin tamamını Al-Monitor’de okuyabilirsiniz.]

Share

Turkish PM Erdogan’s Conspiracy Theories Contain a Paradox

[Guest column for Al-Monitor]

BARIN KAYAOĞLU

18 June 2013

If we are to believe Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan, the culprits for the mass protests that have rocked his country for over two weeks are “the interest rate lobby,” foreign hands,” and their domestic “collaborators.” Some of his supporters have even better ones: the intelligence agents of Britain, France, Iran, Israel, Russia, Syria, and the United States.

How spies from such a diverse group of countries agreed to, and succeeded in, destabilizing Turkey so easily and so quickly, we do not know.

But Prime Minister Erdoğan’s turn to conspiracy theories bears a strange paradox: since he came to power over ten years ago, his top priority has been to improve relations with both global investors and foreign nations. 

To continue reading, click here.

Share

The Turkish Protests and Prime Minister Erdoğan’s Plan

BARIN KAYAOĞLU

13 June 2013

[Yazının Türkçesi için buraya tıklayın]

Intentionally Pouring Fuel Over Fire

Since a small sit-in in Istanbul turned into mass protests throughout Turkey two weeks ago, many commentators have criticized Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan’s inflammatory rhetoric against the demonstrators. But unlike what observers think, the Turkish prime minister is not increasing tensions – calling the protestors “looters” and organizing flash rallies where he threatens to unleash his supporters because he is desperate or because he is blinded by rage or because he has lost touch with reality. Although Mr. Erdoğan seems like he’s unwittingly pouring fuel over fire, everything he does is meant to serve a political objective.

That objective is Çankaya, the district in the capital Ankara where Turkish presidents reside. The term of the current president, Abdullah Gül, ends next year. It is no secret that Mr. Erdoğan wants to expand the powers of the presidency and succeed Mr. Gül as president.

But how does Mr. Erdoğan’s inflammatory rhetoric serve his aspirations? Although the prime minister has been saying offensive things for a long time, it was around 2007-2008 that he began to use a more divisive discourse. In April 2007, the Turkish military, unwilling to see Mr. Gül become president because his wife wears the Islamic headscarf, issued a memorandum on its website threatening to overthrow the Erdoğan government (Mr. Gül was foreign minister at the time). Had the military succeeded, it would have been the fifth coup in republican Turkey. The episode coincided with the “republican rallies” (Cumhuriyet mitingleri) against Mr. Gül’s candidacy. Then, the country’s secular establishment fought another battle against Mr. Erdoğan’s AKP (Justice and Development Party) by threatening to close down the party at the Constitutional Court.

In this context, Prime Minister Erdoğan learned a simple lesson: he would not be able to appeal to diverse segments of Turkish society anymore. As a result, he came to rely on more conservative social groups who shared his worldview. In other words, Mr. Erdoğan began to pursue his agenda not through pluralism but through establishing majorities with those conservatives who would not otherwise vote for an AKP with a diverse social base. That’s precisely why the prime minister is still making assertions about the protestors that are proven to be false: that they “attacked the police” and “drank beer inside a mosque.” These allegations are sure to galvanize not only AKP supporters but also the country’s religious and nationalist majority. The prime minister is aware that popular anger against the protestors would turn into votes for him in next year’s presidential election.

Burning Turkey for Çankaya

Mr. Erdoğan, however, faces a dilemma: his tactic in escalating tensions, which served him quite well until now, could backfire. If the protests, which have remained generally non-violent so far (except for instances of police brutality), get out of control, the prime minister’s chances in the presidential election could be jeopardized. After all, Mr. Erdoğan would not be able to capitalize on his image of “man of order and economic growth” if Turkey experiences large-scale violence.

Here’s why: because the presidential election will be contested in a popular vote for the first time in Turkish history, Mr. Erdoğan’s electoral strategy would be to take more than 50 percent of the votes in the first round. A second round, which would pit Mr. Erdoğan against another popular candidate, would be too risky. If the opposition parties CHP and MHP do not nominate an ideological, combative, and divisive candidate but someone who could appeal to broad segments of society (a popular bureaucrat, artist, or even a retired general who does not have the “coup-maker” stain), it is possible that voters could choose such a candidate over Mr. Erdoğan. In that respect, it is also sensible for CHP and MHP to nominate President Gül, who is eligible for reelection and is more widely respected than the prime minister.

The Turkish PM needs to stop and think.
The Turkish PM needs to stop and think.

At this point, Prime Minister Erdoğan has to ask himself these two questions: is Turkey worth burning for the sake of Çankaya? More important, would a burnt Turkey award him with Çankaya?

Barın Kayaoğlu is finishing his Ph.D. in history at the University of Virginia and is a Smith Richardson Foundation fellow in International Security Studies at Yale University. He welcomes all comments, questions, and exchanges. To contact him, click here.

You can also follow him on Twitter (@barinkayaoglu), and Facebook (BarınKayaoğlu.com).

Share

Gezi, Erdoğan, Çankaya

BARIN KAYAOĞLU

11 Haziran 2013

[For the English version, click here]

Yangına Körükle Gitmek

Şu ana kadar Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’nin her tarafına yayılan gösterilere karşı takındığı tutum haklı olarak eleştirildi. Ancak yorumların aksine, Başbakan ortamı çaresizlikten ya da öfkesinden ya da internet ortamında sıkça iddia edilen nörolojik ve psikolojik rahatsızlıklarından dolayı germiyor. Başbakan, bilinçsizce yangına körükle gider gibi gözükse de aslında söylediği ve yaptığı şeyleri ölçüp-biçerek ve bir amaca yönelik olarak yapıyor.

Peki Başbakan’ın amacı ne? Çankaya. Ortamı germesi de bu amaca hizmet ediyor.

Her ne kadar sivri dili eskiden beri kendisini gösterdiyse de, Başbakan’ın öfkeyi bilinçli olarak bir “siyasi harp sanatı” olarak kullanması 2007-2008 döneminde başladı. Önce elektronik muhtıra, ardından Cumhuriyet mitingleri, ve son olarak da AKP’ye karşı açılan kapatma davası Başbakan’ı artık ülkenin bütün kesimlerine değil, sadece kendi dünya görüşünü paylaşanlara güvenebileceği konusunda ikna etti. Başka bir deyişle, artık Erdoğan’ın derdi çoğulculuk değil – normalde AKP’ye oy vermeyecek olan ancak muhazakar olan kitleleri yanına çekerek çoğunluğu sağlamak. Erdoğan’ın Perşembe’den beri yaptığı konuşmalarda yalan olduğu ispatlanan göstericilerin “camide bira içtikleri” veya “polise saldırdıkları” iddialarını tekrar tekrar zikretmesi bu yüzden. Bu tür ifadelerin sadece AKP’lileri değil diğer muhafazakar kesimleri de öfkelendireceğini çok iyi biliyor Başbakan. Bu ortamda göstericilere karşı oluşabilecek tepkinin kendisine siyasi rant olarak döneceğinin de farkında. 2007 seçimlerinden ve 12 Eylül 2010 referandumundan önce yaptığı gibi mağduru oynamasının sebebi de bu.

Çankaya İçin Ülkeyi Yakmak

Ancak Erdoğan’ın şöyle bir problemi var: bugüne kadar kendisine çok iyi hizmet etmiş olan ortamı germe taktiği geri tepebilir. Zira şu ana kadar protestolarda (polisin yaptıklarını saymazsak) istisnai olarak ortaya çıkan şiddet genişler ve kontrolden çıkarsa Başbakan’ın 2014’te cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kullanacağı “ülkeye asayiş ve ekonomik büyüme getiren adam” imajı çok ciddi yara alır.

Bu da Erdoğan’ın olası seçim stratejisini riske sokar. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Başbakan’ın amacı muhtemelen ikinci tura gerek kalmadan oyların yüzde 50’den fazlasını alarak Çankaya’ya çıkmak olacaktır. Zira ikinci tura kalmak Erdoğan için çok büyük bir risk arz ediyor. CHP ve MHP ideolojik, kavgacı, ve ayrıştırıcı değil, toplumun geniş kesimlerince saygı gören bir bürokratı, sanatçıyı, veya üzerinde “darbeci” lekesi olmayan emekli bir generali aday gösterirse (Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü yeniden aday göstermeleri de çok akılcı olur), seçmenin ikinci turda diğer adayı Erdoğan’a tercih etmesi ihtimal dışı değil.

Başbakan'ın "ten minıt"  düşünmesi gerek.
Başbakan’ın “ten minıt” düşünmesi gerek.

Dolayısıyla Başbakan Erdoğan’ın şu an kendisine sorması gereken iki soru şu: Çankaya’ya çıkmak için Türkiye’yi yakmaya değer mi? Yanan bir Türkiye kendisini Çankaya’yla ödüllendirir mi?

Barın Kayaoğlu, Virginia Üniversitesi Tarih Bölümü’nde doktora adayı ve Yale Üniversitesi’nde Uluslararası Güvenlik Çalışmaları programında da misafir araştırmacıdır. Kendisiyle bağlantıya geçmek için buraya tıklayın.

Ayrıca kendisini Twitter’dan (@barinkayaoglu) ve Facebook’tan (BarınKayaoğlu.com) da takip edebilirsiniz.

Share