Tag Archives: Pax Ottomana

Libya Harekatıyla Birlikte Türkiye Batı’ya “Geri Döndü”

BARIN KAYAOĞLU

31 Mart 2011

[Click here for the English version of this article.]

Başbakan Erdoğan’ın, NATO’nun Libya’ya harekat düzenlemesine karşı çıkmasının üzerinden 10 gün geçti ya da geçmedi. Başbakan’ın Batı ülkelerine eleştirilerinin odağında özellikle Fransa’nın Libya’nın petrol ve doğal gaz kaynaklarına el atmak için uluslararası toplumu harekete geçirmeye çalıştığı yönündeki inancı vardı. Hatta Başbakan Fransa’ya karşı o kadar kızgındı ki – aslında hiç de diplomatik olmayan bir şekilde – İstiklal Marşı’nın “medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” dizelerini okudu.

Cumhurbaşkanı Sarkozy ve Başbakan Erdoğan (Resim: ntvmsnbc.com)

Ancak daha sonra Ankara beş savaş gemisi ve bir denizaltıdan oluşan bir filoyu Muammer Kaddafi’ye karşı uygulanan silah ambargosuna katkı sağlamak üzere görevlendirdiğini 23 Mart’ta açıkladı. Bundan iki gün sonra da Amerikan güçleri Libya’daki operasyonlarını bitirdikten sonra NATO ittifakının harekata komuta etmesine izin verdi.

Türkiye’nin ani dönüşü ne şekilde izah edilebilir? Daha da önemlisi, son yıllarda Batılıların sıkça dile getirdikleri Türkiye’nin “Doğu’ya kayması” endişelerinin aksine, Ankara Batı’ya “geri dönüyor mu”?

Hem evet ve hem de hayır.

Şurası kesin: Türk deniz gücünün Kaddafi’ye karşı uygulanan ambargoda görev almasıyla Türk Hava Kuvvetleri’nin Kaddafi’nin güçlerine saldırmasıyla ve/veya isyancı güçleri diğer NATO müteffikleriyle birlikte koruması arasında çok büyük fark var.

Ancak son günlerde Ankara’nın Libya politikasındaki meydana geldiği zannedilen ani değişiklik, gerçekte Türk dış politikasında son zamanlarda görülen eğilimlerle tutarlılık arz etmektedir. Hatta Ankara’nın son kararı aslında Türkiye’nin ne kadar da Batılı olmaya başladığına işaret etmektedir.

Bundan bir buçuk yıl kadar önce dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Libya hükümetinin yabancı ülkelerde 100 milyar dolarlık yatırım yapmak istediğini belirtmiş ve Türkiye’nin bu paradan azami ölçüde istifade etmesi gerektiğini dile getirmişti. Başka bir kaynağa göre Türk şirketleri, sadece son iki yılda Libya’da toplam sekiz milyar dolara yakın inşaat ihalesi aldı. Yine başka bir rapora göre Türkiye önümüzdeki 10 yıl içinde Libya’nın altyapı projelerine 35 milyar avru (euro) yatıracak.

İşte bu yatırımlar ve Libya harekatına katılma kararı tam olarak da Türkiye’nin – ekonomik hedefleri siyasi araçlarlarla gerçekleştirme anlamında – “Batılı” karakterine  işaret etmektedir.

Tabi bu da mizahi olabilecek kadar ilginç bir durum: Bugüne kadar birçok Türk vatandaşı, diğer ülkelerdeki insanlar gibi (ve kısmen de haklı olarak) gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelerdeki siyasi sıkıntıları o ülkeleri “sömürmek” için kullandığına inanagelmişlerdir.

Tabi bu düşünce kalıbı son günlerde Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da cereyan eden olayları açıklamakta yetersiz kalır. Ancak şu da bir gerçek ki siyasi idealleriyle ekonomik zorunluluklar arasında seçim yapmaları gerektiğinde birçok Batı ülkesi hala demokrasi ve insan haklarını kolayca arka plana itebilmektedir. Genellikle de siyasi ideallerle ticari çıkarları birbirine karıştırırlar.

Türkiye “Doğu’ya gidiyor” olabilir de olmayabilir de. Benzer şekilde, ekseni “kayıyor” olabilir de olmayabilir de. Ancak son tahlilde, Türkiye’nin çok daha “Batılı” davrandığı şu günlerde Batı’yla olan bağlarının çok büyük önem arz ettiği de inkar edilemez bir gerçek.

Barın Kayaoğlu, Amerika’da Virginia Üniversitesi’nde Tarih Bölümü’nde doktora adayıdır ve her türlü yoruma, soruya ve fikir alışverişine açıktır. Kendisiyle bağlantıya geçmek için buraya tıklayın.

Ayrıca kendisini Twitter’dan (@barinkayaoglu) ve Facebook’tan (BarınKayaoğlu.com) da takip edebilirsiniz.

Share

With Libya, Turkey “Returns” West

By BARIN KAYAOĞLU

March 27, 2011

[Yazının Türkçesi için buraya tıklayın.]

Barely ten days ago, Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan had objected to a NATO intervention in Libya. Part of Mr. Erdoğan’s criticism sprung from his belief that, in moving the international community to intervene in Libya, France wanted to get its hands on the North African nation’s oil and natural gas. The Turkish Prime Minister was so angry that he recited a very anti-Western part of the Turkish national anthem (“Civilization is but a one-tooth monster”). 

President Sarkozy and Prime Minister Erdoğan (Photo courtesy of ntvmsnbc.com)

And then, on March 23, Ankara decided to send five warships and a submarine to the Libyan coast to enforce the arms embargo against Muammar Qaddafi. Two days later, Turkey agreed to let the North Atlantic Treaty Organization (NATO) take over command once U.S. forces conclude their operations in Libya.

What explains this sudden change in the Turkish stance? More important, after Westerners have worried about Turkey’s “Eastern shift” in the past few years, is Ankara finally “heading back” West?

Yes and no.

To be sure, Turkish naval forces enforcing the international embargo against Qaddafi is very different than the Turkish Air Force attacking Qaddafi’s armies and/or defending the rebels with other NATO allies.

But not only is the seeming shift in Ankara’s Libyan policy consistent with recent trends in Turkish foreign policy, it is also a testament to the country’s Western character.

A year and a half ago, the Turkish minister of foreign trade had mentioned the Libyan government’s interest in investing $100 billion abroad and had hoped that Turkey would get a substantial portion of that money. One source indicates that Turkish construction projects initiated in Libya within the past two years alone are close to $8 billion. Another report estimates that Turkey will invest €35 billion in Libya’s infrastructure over the next ten years.

That is precisely the indication for Turkey’s “Westernness” – pursuing economic ends with political means.

And it’s an ironic twist: Turks, just like other nations in the developing world, regularly blame developed countries (with some justification) for manipulating political troubles in developing countries in order to “exploit” them. Although I don’t think that statement explains recent events in the Middle East and North Africa, it is certainly true that, in the contest between political ideals and economic needs, many Western countries frequently choose the latter over the former. Most of the time, they mix both.

Turkey may or may not be “moving East.” Its foreign policy axis may or may not be “shifting.” But in the final analysis, Turkey’s Western commitments still matter – especially as Turkey acts very “Western” these days.

Barın Kayaoğlu is a Ph.D. candidate in history at The University of Virginia. He welcomes all comments, questions, and exchanges. To contact him, click here.

You can also follow him on Twitter (@barinkayaoglu) and Facebook (BarınKayaoğlu.com).

Share

Türkiye Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya Model Olabilir mi?

BARIN KAYAOĞLU

26 Şubat 2011

[Click here for the English version of this article.]

Önce Tunus ve Mısır tutuştu, şimdi de Libya, Yemen, Bahreyn ve arada ne varsa.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki devrimler yayıldıkça Türkiye’deki siyasetçiler ve medya mensupları Türkiye’nin bölgedeki bu hareketlere önderlik etmesi konusunda hemfikirler. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Osmanlı İmparatorluğu nostaljisini zaten biliyoruz. Şimdi de CHP Genel Başkanı Kenal Kılıçdaroğlu bölgenin bir “Mustafa Kemal”e ihtiyacı olduğu savını ortaya attı.

Ancak hem Türkiye’nin hem de Ortadoğu ülkelerinin iyimserlikten ve nostaljiden çok daha fazlasına ihtiyacı var.

Türkiye’deki siyasi liderler ve Osmanlı meraklıları unutmamalıdır ki Osmanlı’nın çöküş süreci çok acılı geçti ve yöredeki insanların bazıları bunu henüz unutmadı. Sırbistan’daki Kelle Kulesi’nden Balkan Müslümanlarının Anadolu’ya zorunlu göçüne ve 1915’teki Ermeni tehcirine kadar Pax Ottomana (Osmanlı Barışı) geride çok trajik anılar bıraktı. Ve işin özü, bu trajediler Osmanlı Devleti’nin temsili siyasi kurumları ve serbest pazar ekonomisini tesis edemeyerek etnik ayrımcılığı durduramamasından kaynaklanmıştı.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesi Balkanlar’da ve Ortadoğu-Kuzey Afrika bölgelerinde ciddi bir siyasi boşluk yarattı. Bu ortamda ne Avrupa sömürgeciliği ne de 1918’den sonra dayatılan ulusal sınırlar bölgede demokratik, barışçıl ve müreffeh ülkeler yaratamadı. Tam tersine, bugüne kadar Arab-İsrail anlaşmazlığı, 1990’larda eski Yugoslavya’daki savaşlar ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki diktatörlükler duruma hakim oldu.

Neyse ki, şu günlerde Avrupa Birliği, Balkanlar’ı ileri taşımaya başladı (tabi Bosna-Hersek’i saymassak). Dolayısıyla, buradaki sorun Türkiye’nin de Ortadoğu’yu ve Kuzey Afrika’yı ileri taşıyıp taşıyamayacağıdır.

Aslında cevap hem evet hem de hayır. Zira Türkiye’nin – özellikle demokrasi ve iktisadi kalkınma anlamında – üzerinde çalışması gereken çok şey var. Başbakan’ı eleştirdiği için bir medya grubuna rekor düzeyde vergi cezası kesen; ebeveynlerin değil Başbakan’ın kaç çocuk yapılacağına karar verdiği; yine serbest pazarın değil Başbakan’ın kimin petrokimya tesisi kuracağına karar verdiği; ve derin sosyoekonomik adaletsizliklerin hala var olduğu bir ülkeyi diğer Ortadoğu ülkelerine örnek olarak göstermek çok zor olur – zira bu ülkeler zaten bu tür problemlerden muzdarip. Tunusluların, Mısırlıların, Cezayirlilerin, Libyalıların, Yemenlilerin, Ürdünlülerin, İranlıların ve Bahreynlilerin yaşamlarını nasıl süreceklerini söyleyen ve onları fakirleştiren siyasi-ekonomik sistemlere ihtiyaçları yok. Zaten buna sahipler.

Tabi bu Türkiye’nin önerecek faydalı hiçbir şeyi yok anlamına gelmez. Tam tersine: Bütün eksikliklerine rağmen, Türkiye’nin makul ölçüdeki demokratik ve laik sistemi gösteriyor ki nüfusunun çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkede İslam ne demokrasiye ne de iyi yönetime mani değil. 11 Eylül sonrası dönemde bu gerçek, diğer Müslüman ülkelerdeki siyasi hareketlere ilham vereceği gibi Müslüman olmayan ülkelerde Müslümanlara karşı olan önyargıları da zayıflatabilir. Bundan öte, Osmanlı İmparatorluğu’nu canlandırmak beyhude bir fikir olsa da Türkiye’nin şu anda gerçekleştirmeye çalıştığı Balkanlar’dan başlayıp Ortadoğu’yu, Kuzey Afrika’yı, Kafkaslar’ı ve hatta Orta Asya’yı içine alan bir serbest ticaret ve işbirliği alanı oluşturma stratejisi dünyanın bu yöresindeki birçok gerginliği tamamen ortadan kaldırmasa bile hafifletebilir.

Ancak eğer Türkiye gerçekten bu tür bir projeye liderlik etmek istiyorsa önce kendisini ilham alınabilir bir hale sokmalıdır. Siyasi olarak, Türkiye’nin vatandaşı devletten koruyan ve gerçekten demokratik bir düzen oturtan yeni bir anayasaya ihtiyacı vardır. Başka bir deyişle, bundan sonra şiddet içermediği müddetçe ifade özgürlüğü sekteye vurulmayacak; 1915’teki Ermeni tehcirlerinden dolayı fikir beyan edenlere baskı uygulanmayacak; başörtülü kadınların eğitim hakkı ellerinden alınmayacak; askerler ve gazeteciler hukuki dayanaktan yoksun olarak keyfi bir şekilde tutuklanamayacak; ve belediye başkanları sırf şiir okudukları için hapse giremeyecek.

İktisadi olarak, Türkiye’de devlet, benzinden, gıdadan, ve hizmetlerden aldığı, fakir ve orta kesimi cezalandıran yüksek vergileri azaltarak vergi yükünü zengin kesimlere kaydırmalıdır. Bunun yanında, yolsuzluğun önüne geçecek ve potansiyel yatırımcıları cezbedecek yasal önlemler alınmalıdır. En önemlisi de iyi eğitimli ve sağlıklı bir işgücü için Türkiye’de devletin maddi imkanı kısıtlı olan vatandaşlara sağlık hizmetlerini ve eğitimi gerçekten parasız olarak (yani “katkı payı” almadan) sunması gerekmektedir. Başka bir deyişle, artık devlet serbest piyasaya emretmek yerine sadece işleyişini gözetecek; ticari hayatta başarının anahtarı siyasetçilere yakınlık değil akılcı yönetimden geçecek; ve Türkiye Birleşmiş Milletler’in İnsani Kalkınma Endeksi’ndeki sırasını iyileştirecektir (Türkiye şu anda 169 ülke arasında – ve “model” olmak istediği birçok ülkenin ardından – 83.üncü sırada).

Türkiye ciddi bir reform süreciyle etkin dış politikasını çok daha başarılı bir şekilde destekleyebilir. Türkiye’de insanların yaşam standartlarını yükseltmek diğer ülkelerdeki insanlara ve onların liderlerine güzel sözler söylemekten çok daha önemlidir. Eğer AKP hükümeti ve muhalefet, Türkiye’nin Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya “model” olabileceğine gerçekten inanıyorlarsa önce kendi ülkelerine çekidüzen vermeleri gerekiyor.

Barın Kayaoğlu, Amerika’da Virginia Üniversitesi’nde Tarih Bölümü’nde doktora adayıdır ve her türlü yoruma, soruya ve fikir alışverişine açıktır. Kendisiyle bağlantıya geçmek için buraya tıklayın.

Ayrıca kendisini Twitter’dan (@barinkayaoglu) ve Facebook’tan (BarınKayaoğlu.com) da takip edebilirsiniz.

Share

Can Turkey Serve as a Model for the Middle East and North Africa?

By BARIN KAYAOĞLU

February 24, 2011

[Yazının Türkçesi için buraya tıklayın.]

First it was Tunisia and Egypt. Now it’s Libya, Yemen, Bahrain, and everything in between.

As popular revolutions spread across the Middle East and North Africa, politicians and media people in Turkey seem to have reached a consensus that Turkey should lead the region. While Foreign Minister Ahmet Davutoğlu’s nostalgia for the Ottoman Empire is well-known, the opposition leader Kemal Kılıçdaroğlu expressed the region’s need for a “Mustafa Kemal.”

But both Turkey and other Middle Eastern countries need more than optimism and nostalgia.

Political leaders and Ottoman enthusiasts in Turkey should bear in mind that the Ottoman system had worked well until the moment it didn’t. From the Skull Tower in Serbia to the forced immigrations of Balkan Muslims into Anatolia and the forced deportation of Armenians in 1915, the collapse of Pax Ottomana (Ottoman peace) left many people in the region with tragic memories. Overall, those tragedies came about because the Ottoman Empire had failed to build representative political institutions and a free market economy to counter ethnic separatism.

The Ottoman Empire’s collapse at the end of World War I left a deep political vacuum in the Balkans and the Middle East-North Africa. And neither European colonialism nor the imposition of national boundaries after 1918 managed to create democratic, peaceful, and prosperous countries in those regions. On the contrary, the Arab-Israeli conflict, the wars in former Yugoslavia, and dictatorships in the Middle East and North Africa dominated the scene until now.

Fortunately, the European Union has managed to move the Balkans forward (with the exception of Bosnia-Herzegovina, which is another story). So it’s a question of whether Turkey can help to move the Middle East and North Africa forward.

The answer is both yes and no. For one thing, Turkey has many things to improve –especially its democracy and economy. A country where a media group suffers exorbitant tax fines after criticizing the prime minister, where the prime minister and not couples decide how many children they’re going to have, where the prime minister and not the free market knows who’s going to build a new petrochemical complex, and where deep socioeconomic injustices still prevail, will have serious trouble appealing to other Middle Eastern countries for the simple reason that those countries already have all that. Tunisians, Egyptians, Algerians, Libyans, Yemenis, Jordanians, Iranians, and Bahrainis do not need a political-economic system where their leaders tell them how to lead their lives and keep them poor. They already have that.

But that’s not to say that Turkey doesn’t have anything to offer. Quite the contrary: Despite its shortcomings, Turkey’s ability to maintain a reasonably democratic and secular system in a Muslim-majority country shows that Islam does not preclude democratic or good governance. In the post-September 11 world, that fact can inspire burgeoning political movements in other Muslim countries and weaken non-Muslims’ prejudices against the Muslim world. Moreover, although reviving the Ottoman Empire is a potentially hurtful idea, Ankara’s grand strategy to create a free trade and cooperation zone covering the Balkans, the Middle East, North Africa, the Caucasus, and even Central Asia can ease – if not completely end – a lot of tensions in this part of the world.

But if Turkey wants to lead that project, it has to lead by example. On the political front, Turkey has to adopt a new constitution that protects citizens from the state (not vice versa) and establishes a genuinely democratic order. In other words, no more restrictions on free speech so long as it doesn’t advocate violence; no more persecuting those who have their own ideas about the Armenian deportations of 1915; no more denying education to women in headscarves; no more arbitrary arrest of military officers and journalists on flimsy grounds; and no more mayors going to prison for reciting a poem in public.

On the economic front, the Turkish state should lower the exorbitantly high taxes on gasoline, food, and services, which punish the lower and middle classes, and shift the tax burden to the upper class. It should take the necessary legal steps to combat corruption and improve standards for doing business in order to attract potential investors. Most important, the Turkish state should make health services and public education free for the needy – not just in theory but also in practice (as opposed to the current situation where even poor people have to pay for “public” health and “public” education) so as to maintain a well-trained and healthy workforce. In other words, a state overseeing the workings of the free market rather than commanding them; a business environment where success is determined not by access to politicians but by managerial competence; and a much better position on the United Nation’s Human Development Index rankings (Turkey’s current standing is 83rd out of 169 – behind many of the countries it’s trying to serve as a “model”).

Turkey can support its activist foreign policy with genuine domestic reform much more successfully. Raising the standards of living for the people of Turkey is even more important than saying nice things to the peoples of the region and their leaders. If the AKP government and the opposition are sincere about Turkey serving as a model for the Middle East and North Africa, they should put their house in order first.

Barın Kayaoğlu is a Ph.D. candidate in history at The University of Virginia. He welcomes all comments, questions, and exchanges. To contact him, click here.

You can also follow him on Twitter (@barinkayaoglu) and Facebook (BarınKayaoğlu.com).

Share