Türkiye’de Demokrasinin Sıkıntı Verici Gidişatı

BARIN KAYAOĞLU

17 Ocak 2011

[Click here for the English version of this article.]

Türkiye’nin en büyük iki partisinin son zamanlardaki davranışları ve Türkiye’de demokrasinin gidişatı son derece sıkıntı verici bir hal aldı.

İki hafta önce, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kars’ta Türk-Ermeni barışını simgeleyen “İnsanlık Anıtı”na ucube dedi ve yıkılmasını emretti (Türk-Ermeni barışının henüz tesis gerçekleşmemesini karıştırmayın). AKP’liler ve AKP yanlısı medyada çalışanlarsa anıtı görmeden Başbakan’ın istediğini ısrarla yinelediler.

Kars'ta yapımı tamamlanmamış olan anıt.

Eş zamanlı olarak Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’nun gençlerin alkole erişimini zorlaştırıcı önlemleri açıklandı. Her ne kadar plan AKP karşıtlarının iddia ettiği gibi alkolün hepten yasaklanma çabası olmasa da ortaya koyduğu “İslamcı hükümet alkolü yasaklayacak” görüntüsü yeterince güçlüydü. Tabi buna Başbakan’ın insanların “tıksırana kadar içtikleriyle” ilgili sert demecini de eklerseniz insanların Erdoğan’ın ve AKP’nin gittikçe otoriterleşen duruşlarıyla ilgili endişeleri daha anlaşılır hale gelir.

Tabi burada ana muhalefet partisi CHP daha iyi durumda değil. Malum, birkaç hafta önce piyasaya Atatürk’ün gençlik yıllarını anlatan “Genç Mustafa” adlı bir çizgi roman çıktı. Boğaziçi Üniversitesi’nde tarih okumuş Yalın Alpay’ın yazdığı çizgi roman yaşanmış olaylara dayanıyor ve hikâyenin bir bölümünde 1905’te henüz kurmay subay olan Yüzbaşı Mustafa Kemal’in Abdülahamid’in gizli polisi tarafından sorgulanırken dövülmesi gösteriliyor.

Bu kısım yüzünden CHP Manisa milletvekili Şahin Mengü, “Atatürk’e hakaretten” Yalın Alpay ve çizer Barış Keşoğlu aleyhinde suç duyurusunda bulundu. Mengü, savcılığa verdiği dilekçede dövüldükten sonra burnundan kan gelmesinin (ki o devirde genç subayın sorgulama esnasında hırpalanmaması pek mümkün değildir) Atatürk’ü “açıkça küçük düşürdüğü” iddiasında bulundu. Daha sonra çıktığı televizyon programında – son derece zayıf bir mantık kurgusuyla – kendisinin bir CHP milletvekili olarak partisinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu “sistematik saldırılardan” korumasının doğal olduğunu iddia etti.

Atatürk'ün gençliğinin bu şekilde gösterilmesi CHP milletvekili Şahin Mengü'yü kızdırdı.

Bunların üzerine Kanuni Sultan Süleyman’ı ve yaşadığı dönemi gösteren “Muhteşem Yüzyıl” dizisinin başına gelenleri de ekleyin: 60,000’in üzerinde izleyiciden dizinin “ahlaka aykırı” içeriğiyle ilgili şikâyet aldıktan sonra RTÜK, dizinin yapımcılarını saygıdeğer bir tarihi şahsiyetin özel yaşamını “gerçeklere dayanılarak” sunmalarını istedi. Ancak RTÜK’ün kararı daha çok bir sansürü andırdı.

Bu örnekler Türkiye’de farklı görüşlere ve yaşam biçimlerine saygı gösterilmemesinin ciddi bir problem haline geldiğine işaret. Şu anda, Türkiye son derece zor bir ikilem içinde bulunuyor: bir taraftan gerçekten liberal bir partiye ihtiyaç var. Bu parti vatandaşların (dindar olsun olmasın) özel hayatına müdahale etmediği gibi serbest pazar düzenini oturtan, bunun yanında da sağlık, eğitim ve adalet sistemlerini düzelten bir perspektife sahip olmalıdır (Hizbullah davası sanıklarının serbest bırakılması ve ortadan kaybolmaları halkta adalet sistemine karşı zaten çok az olan güveni iyice ortadan kaldırmıştır). Problem şu ki Türkiye’de – Türk, Kürt, İslamcı, laik, muhafazakâr, sosyal demokrat ya da milliyetçi olsun – insanların “diğer”e karşı hoşgörüsüz hale gelmiştir. Bu noktada da hükümetin “biz yaptık oldu” yaklaşımını koşulsuz destekleyenlerin “liberal aydın” kabul edildiği bir ülkede gerçek anlamda liberal bir partinin sıradan vatandaşı farklılıklara kucak açması için ikna etmesi de çok güçtür.

Mevcut iki büyük parti bu durumu iyileştirmedikleri gibi kötüleştirmektedirler. Sosyal gerilimleri azaltmak yerine, AKP ve CHP Türkiye’de hoşgörüsüzlüğü sürdürmektedir. Bugünlerde AKP’nin ve CHP’nin ülke meselelerini çözmeye yönelik fikirlerinden çok birbirleriyle ilgili ne söylediklerini daha çok duyar olduk. Birbirlerine olan nefretleri ve inandıkları tabuları savunmaları (AKP’nin durumda din; CHP’nin durumunda Atatürk ve laiklik) dışında da anlaştıkları fazla bir nokta da yoktur.

Türkiye’nin küresel düzeyde güçlenmesinin tek yolu bu iki partinin ve destekleyicilerinin akıldışı ve anlayışsız tutumlarını değiştirmeleri gerektiğini anlamalarından geçer. Aksi takdirde, Türkiye’de demokrasiyi zorlu bir gelecek beklemektedir.

Barın Kayaoğlu, Amerika’da Virginia Üniversitesi’nde Tarih Bölümü’nde doktora adayıdır ve her türlü yoruma, soruya ve fikir alışverişine açıktır. Kendisiyle bağlantıya geçmek için buraya tıklayın.

Ayrıca kendisini Twitter’dan (@barinkayaoglu) ve Facebook’tan (BarınKayaoğlu.com) da takip edebilirsiniz.

Print Friendly, PDF & Email
Share

Leave a Reply