Türkiye Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya Model Olabilir mi?

BARIN KAYAOĞLU

26 Şubat 2011

[Click here for the English version of this article.]

Önce Tunus ve Mısır tutuştu, şimdi de Libya, Yemen, Bahreyn ve arada ne varsa.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki devrimler yayıldıkça Türkiye’deki siyasetçiler ve medya mensupları Türkiye’nin bölgedeki bu hareketlere önderlik etmesi konusunda hemfikirler. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Osmanlı İmparatorluğu nostaljisini zaten biliyoruz. Şimdi de CHP Genel Başkanı Kenal Kılıçdaroğlu bölgenin bir “Mustafa Kemal”e ihtiyacı olduğu savını ortaya attı.

Ancak hem Türkiye’nin hem de Ortadoğu ülkelerinin iyimserlikten ve nostaljiden çok daha fazlasına ihtiyacı var.

Türkiye’deki siyasi liderler ve Osmanlı meraklıları unutmamalıdır ki Osmanlı’nın çöküş süreci çok acılı geçti ve yöredeki insanların bazıları bunu henüz unutmadı. Sırbistan’daki Kelle Kulesi’nden Balkan Müslümanlarının Anadolu’ya zorunlu göçüne ve 1915’teki Ermeni tehcirine kadar Pax Ottomana (Osmanlı Barışı) geride çok trajik anılar bıraktı. Ve işin özü, bu trajediler Osmanlı Devleti’nin temsili siyasi kurumları ve serbest pazar ekonomisini tesis edemeyerek etnik ayrımcılığı durduramamasından kaynaklanmıştı.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesi Balkanlar’da ve Ortadoğu-Kuzey Afrika bölgelerinde ciddi bir siyasi boşluk yarattı. Bu ortamda ne Avrupa sömürgeciliği ne de 1918’den sonra dayatılan ulusal sınırlar bölgede demokratik, barışçıl ve müreffeh ülkeler yaratamadı. Tam tersine, bugüne kadar Arab-İsrail anlaşmazlığı, 1990’larda eski Yugoslavya’daki savaşlar ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki diktatörlükler duruma hakim oldu.

Neyse ki, şu günlerde Avrupa Birliği, Balkanlar’ı ileri taşımaya başladı (tabi Bosna-Hersek’i saymassak). Dolayısıyla, buradaki sorun Türkiye’nin de Ortadoğu’yu ve Kuzey Afrika’yı ileri taşıyıp taşıyamayacağıdır.

Aslında cevap hem evet hem de hayır. Zira Türkiye’nin – özellikle demokrasi ve iktisadi kalkınma anlamında – üzerinde çalışması gereken çok şey var. Başbakan’ı eleştirdiği için bir medya grubuna rekor düzeyde vergi cezası kesen; ebeveynlerin değil Başbakan’ın kaç çocuk yapılacağına karar verdiği; yine serbest pazarın değil Başbakan’ın kimin petrokimya tesisi kuracağına karar verdiği; ve derin sosyoekonomik adaletsizliklerin hala var olduğu bir ülkeyi diğer Ortadoğu ülkelerine örnek olarak göstermek çok zor olur – zira bu ülkeler zaten bu tür problemlerden muzdarip. Tunusluların, Mısırlıların, Cezayirlilerin, Libyalıların, Yemenlilerin, Ürdünlülerin, İranlıların ve Bahreynlilerin yaşamlarını nasıl süreceklerini söyleyen ve onları fakirleştiren siyasi-ekonomik sistemlere ihtiyaçları yok. Zaten buna sahipler.

Tabi bu Türkiye’nin önerecek faydalı hiçbir şeyi yok anlamına gelmez. Tam tersine: Bütün eksikliklerine rağmen, Türkiye’nin makul ölçüdeki demokratik ve laik sistemi gösteriyor ki nüfusunun çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkede İslam ne demokrasiye ne de iyi yönetime mani değil. 11 Eylül sonrası dönemde bu gerçek, diğer Müslüman ülkelerdeki siyasi hareketlere ilham vereceği gibi Müslüman olmayan ülkelerde Müslümanlara karşı olan önyargıları da zayıflatabilir. Bundan öte, Osmanlı İmparatorluğu’nu canlandırmak beyhude bir fikir olsa da Türkiye’nin şu anda gerçekleştirmeye çalıştığı Balkanlar’dan başlayıp Ortadoğu’yu, Kuzey Afrika’yı, Kafkaslar’ı ve hatta Orta Asya’yı içine alan bir serbest ticaret ve işbirliği alanı oluşturma stratejisi dünyanın bu yöresindeki birçok gerginliği tamamen ortadan kaldırmasa bile hafifletebilir.

Ancak eğer Türkiye gerçekten bu tür bir projeye liderlik etmek istiyorsa önce kendisini ilham alınabilir bir hale sokmalıdır. Siyasi olarak, Türkiye’nin vatandaşı devletten koruyan ve gerçekten demokratik bir düzen oturtan yeni bir anayasaya ihtiyacı vardır. Başka bir deyişle, bundan sonra şiddet içermediği müddetçe ifade özgürlüğü sekteye vurulmayacak; 1915’teki Ermeni tehcirlerinden dolayı fikir beyan edenlere baskı uygulanmayacak; başörtülü kadınların eğitim hakkı ellerinden alınmayacak; askerler ve gazeteciler hukuki dayanaktan yoksun olarak keyfi bir şekilde tutuklanamayacak; ve belediye başkanları sırf şiir okudukları için hapse giremeyecek.

İktisadi olarak, Türkiye’de devlet, benzinden, gıdadan, ve hizmetlerden aldığı, fakir ve orta kesimi cezalandıran yüksek vergileri azaltarak vergi yükünü zengin kesimlere kaydırmalıdır. Bunun yanında, yolsuzluğun önüne geçecek ve potansiyel yatırımcıları cezbedecek yasal önlemler alınmalıdır. En önemlisi de iyi eğitimli ve sağlıklı bir işgücü için Türkiye’de devletin maddi imkanı kısıtlı olan vatandaşlara sağlık hizmetlerini ve eğitimi gerçekten parasız olarak (yani “katkı payı” almadan) sunması gerekmektedir. Başka bir deyişle, artık devlet serbest piyasaya emretmek yerine sadece işleyişini gözetecek; ticari hayatta başarının anahtarı siyasetçilere yakınlık değil akılcı yönetimden geçecek; ve Türkiye Birleşmiş Milletler’in İnsani Kalkınma Endeksi’ndeki sırasını iyileştirecektir (Türkiye şu anda 169 ülke arasında – ve “model” olmak istediği birçok ülkenin ardından – 83.üncü sırada).

Türkiye ciddi bir reform süreciyle etkin dış politikasını çok daha başarılı bir şekilde destekleyebilir. Türkiye’de insanların yaşam standartlarını yükseltmek diğer ülkelerdeki insanlara ve onların liderlerine güzel sözler söylemekten çok daha önemlidir. Eğer AKP hükümeti ve muhalefet, Türkiye’nin Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya “model” olabileceğine gerçekten inanıyorlarsa önce kendi ülkelerine çekidüzen vermeleri gerekiyor.

Barın Kayaoğlu, Amerika’da Virginia Üniversitesi’nde Tarih Bölümü’nde doktora adayıdır ve her türlü yoruma, soruya ve fikir alışverişine açıktır. Kendisiyle bağlantıya geçmek için buraya tıklayın.

Ayrıca kendisini Twitter’dan (@barinkayaoglu) ve Facebook’tan (BarınKayaoğlu.com) da takip edebilirsiniz.

Print Friendly, PDF & Email
Share

One thought on “Türkiye Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya Model Olabilir mi?

Leave a Reply