Türkiye’de Nevruz ve Barış: Yeni bir Şafak, Yeni bir Gün, Yeni bir Hayat, Ama Kendimi İyi Hissetmiyorum

BARIN KAYAOĞLU

25 Mart 2013

[For the English version, click here]

Aşağıdaki satırları okurken kendinizi iyi hissetmek için Nina Simone’un “Feeling Good” şarkısını dinlemenizi tavsiye ederim zira yazı moralinizi bozabilir.

21 Mart Perşembe günü baharın gelişini müjdeleyen Nevruz (yeni gün) kutlamaları esnasında okunan Abdullah Öcalan’ın bildirisi büyük yankı uyandırdı. Öcalan’ın özellikle örgüt üyelerini Türkiye dışına çıkıp silah bırakmaya davet etmesi dikkat çekiciydi. “Silahlar sussun, hep birlikte demokratik ve modern bir sistem kuralım” söylemi de son derece umut vericiydi.

Ülkemizde 30 yıla yakındır devam eden kanlı savaş 40 bin cana mal oldu. Kısmen 12 Eylül rejiminin Diyarbakır cezaevinde yaptığı işkenceler ve Kürtçe’nin yasaklanması gibi uygulamalara tepki olarak ortaya çıkan PKK, uzun yıllar Güneydoğu’da bağımsız bir Kürt devleti kurmak için mücadele etti. Son yıllarda da örgüt ve onu siyasi sahnede temsil eden partiler hedef küçültmesine giderek bölgesel otonomi talep eder oldu.

Öcalan’ın bildirisiyle ortaya çıkan tablo, Türkiye’de akan kanın ve gözyaşının sona ermesi için bir umut. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bile PKK liderinin mesajının “olumlu” yönlerine odaklandı.

Nina Simone’un yukarıda bağlantısını verdiğim şarkısında dediği gibi, yeni bir şafak, yeni bir gün, yeni bir hayat. Ama Nina’nın aksine, ben kendimi iyi hissetmiyorum.

Sebebi şu: hem Erdoğan’ı hem Öcalan’ı son 10 yıldır çok dikkatli inceledim. Ve maalesef her ikisinin de sadece kendi siyasi ikbalini düşündüğüne inanıyorum. Bunu bu fikre yönelten çok fazla örnek var.

Mesela geçen yaz Başbakan hükümeti PKK’yla mücadelede etkisiz olmakla suçlayanlara cevaben güvenlik güçlerinin verdiği düşük can kaybına karşılık çok daha fazla PKK militanının öldürülmesini bir başarıymış gibi sundu. Oysa başarının asıl kıstası PKK gibi gruplara meşruiyet kazandıran koşulların ortadan kaldırılması olmalıydı. Erdoğan ayrıca PKK saldırılarını haber yapan medya organlarını “terör örgütünün propagandasını yapmakla” suçladı.

Bundan öte, 2007 seçimlerinden sonra Erdoğan yakın tarihimizde medya ve ifade özgürlüğüne karşı en yoğun baskı sisteminin kurulmasına öncülük etti. Erdoğan yönetimindeki Türkiye, “dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi” şeklinde anılır oldu – o Türkiye bugün Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde son sıralarda yer alıyor. Memleketin sakat demokrasisini düzeltmeden Kürt Sorunu’nun ne şekilde çözüleceği şüphe götürür. Bu işi Başbakan Erdoğan’ın kotarabilmesi ise çok daha büyük bir soru işareti.

Öcalan’a gelirsek, 1999’da yakalanmadan önce PKK’yı demir yumrukla yönettiğini herhalde bilmeyen yoktur. Örgüt içinde liderliğine mutlak itaat beklediğini, itaat etmeyenleri yok ettiğini de. Acı da olsa gerçeklik payı yüksek olan bir espri Öcalan’la Stalin’in bıyık şekillerinden çok daha fazla ortak noktaları olduğu.

apo joe

Her iki lider de beni kötümser olmaya itiyor. Bir yandan Başbakan Erdoğan önem arz eden hemen hemen her hususta pozisyon değiştiriyor. Diğer yandan toplumda oluşan hissiyatı cumhurbaşkanı olmak için kullanacağını daha sonra da göz ardı edeceğini öngörmek yanlış olmaz. Zaten Erdoğan’ın aşırı milliyetçi ve aşırı dinci görüşleri ve liberal demokrasiden fazla haz etmemesi kendisinin Kürtler’le kalıcı bir anlaşmaya varma olasılığını azaltıyor.

Öcalan’a gelecek olursak, hapiste dahi olsa, elinde birkaç koz var. Bunlardan en önemlisi, eğer Türk hükümetiyle yapacağı bir anlaşma sonrası serbest bırakılmassa, ya da serbest kaldıktan sonra siyasette kendisine geniş bir alan açılmassa, Öcalan örgüt militanlarına yeniden silaha sarılma emri verebilir. Örgütün fiili lideri Murat Karayılan’ın PKK militanlarının öyle hemen de geri çekilmeyecekleri işaretini vermesi de bu riskin varlığına işaret ediyor.

Eğer Türkiye’de çatışmalar yeniden alevlenirse geçtiğimiz 30 senede kaybettiğimiz canlar bir sonraki şiddet ortamında ortaya çıkacak tablonun yanında solda sıfır kalacak. Bu felaketi önlemek için Türkiye’yi “iyi hissetirecek” bir barışa ihtiyaç var.

Bu barışın genel hatlarını bir sonraki yazımda tartışacağım.

Barın Kayaoğlu, Virginia Üniversitesi Tarih Bölümü’nde doktora adayıdır ve her türlü yoruma, soruya ve fikir alışverişine açıktır. Kendisiyle bağlantıya geçmek için buraya tıklayın.

Ayrıca kendisini Twitter’dan (@barinkayaoglu) ve Facebook’tan (BarınKayaoğlu.com) da takip edebilirsiniz.

Print Friendly, PDF & Email
Share

5 thoughts on “Türkiye’de Nevruz ve Barış: Yeni bir Şafak, Yeni bir Gün, Yeni bir Hayat, Ama Kendimi İyi Hissetmiyorum

  1. Merhaba Barın bey, hassasiyetlerinize hak vermemek elde değil ancak “12 Eylül rejiminin Diyarbakır cezaevinde yaptığı işkenceler ve Kürtçe’nin yasaklanması gibi uygulamalara tepki olarak ortaya çıkan PKK,” ifadesi kullanmışsınız, söz konusu terör örgütünün çıkış süreci (12 Eylül Öncesi )darbeye zemin oluşturmak için çıkmamışmıdır diğer sağ-sol çatışmalarını örgütleyip ateşleyen derin güçler tarafından?Olayın derin mihraklar tarafından yönlendirilmesi ve bu süreçte ya da sonrasında o malum derin odaklar nasıl bir tatktik izleyecektir sizce?

  2. Çok köklü, çok zor bir soruna çözüm arıyoruz. Her kesimin görüşüne, en ufak bilgi kırıntısına ihtiyacımız var. Kimseye üstten veya alttan bakma şansımız yok. Bu sürece katkı verebilecek her görüş, her fikir önemli. Sabırla her yorumu değerlendirmeli, kimseyi sınıflandırmadan tamamen objektif olarak yorumlara odaklanmalıyız.

  3. Sevgili Barın,
    Bilgine bereket, eline sağlık. Çok güzel bir yazı olmuş. 🙂
    Tespit ve görüşlerine aynen katılıyorum.
    Ben de gerçekten rahatsızım ve kendimi çok kötü hissetmekteyim.
    Uzun yıllar bu konuların içinde (ailemle birlikte Irak ve Lübnan’daki görevlerimde, sen de yıllarca oradaydın) yer almış biri olarak, mevcut tablodan rahatsızlık duymamam olanaksız.
    Aşkım oğlum, bir sonraki yazını da merakla bekliyorum…
    Seni hasretle öpüyorum…
    Baban.
    Not: Sayın Ferhat Karataş’ın yorumuna da katılıyorum.
    Umarım zaman ülkemin lehine çalışır…

  4. Akademisyenliği, devlet adamlığından ayıran vasıf da bu zaten. Geri çekilme kavramı, tamamen teknik bir ifadedir. Dün, Hasan Cemal’in Karayılan ile yaptığı taze röportajı okumanızı öneririm. Habur ve Oslo süreçlerinden sonra hukümet, ayağını denk alıyor, hepsi bu. Zaman, haklıyı/haksızı ayırt edecektir. Müsterih olun.

Leave a Reply