Türkiye Gerçekten Barışa Hazır Mı?

BARIN KAYAOĞLU

5 Nisan 2013

[For the English version, click here]

Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım
Mevlana

Son yazımda PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Nevruz mesajı sonrasında oluşan olumlu havaya rağmen neden kötümser olduğumu anlatmıştım. Yazının özeti şuydu: Öcalan’ın ve Başbakan Erdoğan’ın geçmişte şiddeti öven sözleri ve hareketleri göz önüne alındığında, Türkiye’yi tahmin edilenden çok daha zorlu bir süreç bekliyor.

Kötümser olmamın bir diğer sebebi de Türkiye’de vatandaşların çoğunun şiddetin sona ermesini istemesine rağmen çözüme – yani gerçek barışın tesisi için gerekli olanlara – hazır olmadıklarını düşünmem.

Çözümü tartışmadan önce sorunun ne olduğunu kısaca ortaya koymakta yarar var.

Sorun şiddetin kendisi. Bir grup çocuğun eline Kalaşnikov verip G-3 tutan çocuklarla çarpıştırmak son 30 yılda ne Kürtlerin koşullarını iyileştirdi, ne de Türkiye’nin bölünme riskini azalttı. Tam tersine, şiddet ortamı fasit bir daire yarattı: ölen her militan, asker, polis ve sivil, Türkleri ve Kürtleri “ötekileştirdi.” Her ölüm, geride kalanların nefretini körüklendi.

Bu yüzden ilk yapılması gereken şey şiddeti son erdirmek, silahları susturmak. Bu da bizi PKK’ya sempati duyanların hoşuna gitmeyeceği noktaya getiriyor: eylemlerini sona erdirmesi gereken taraf devlet değil, PKK. Silah bırakması gereken taraf yine devlet değil, örgüt. Zira her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de – militan örgütler var olsa da olmasa da – devletin kolluk kuvvetleri ulusal güvenliği ve asayişi sağlamakla yükümlüler. Dolayısıyla, PKK’nın Nevruz’da söylenenlerin de ötesine geçerek şiddeti tamamen reddettiğini açıklaması gerekiyor.

Örgüt üyelerinin şiddetten vazgeçmeleri için devletin ve AKP hükümetinin üzerine düşen çok önemli bir görev var. Bu da Meclis’ten “af, pişmanlık, eve dönüş, vs.” kanunu çıkarmak ya da “akiller” grubu oluşturmak değil. Gerekli olan, Güney Afrika’da ırk ayrımı (apartheid) sona erdikten sonra kurulan Gerçek ve Uzlaşma Komisyonu (Truth and Reconciliation Commission) gibi bir mekanizmanın oluşturulması.

“Flaş” isimlerden değil, çatışma analizi ve çözümü alanlarında uzmanlaşmış kişilerden oluşacak komisyonun görevi şu çerçeve mantık içinde yürümeli: şiddet eylemlerine katılmış PKK üyelerini dinlemek ve söylediklerini kayda almak ve daha önemlisi, koşullar elverdiğinde örgüt üyelerini eylemlerinin kurbanlarıyla ve aileleriyle yüzleşmelerini sağlamak. Komisyon, bu sayede eylemcilerin kurbanlarından ve ailelerinden özür dilemelerini teşvik edecek bir “affetme-af edilme” dinamiği yaratır.

“Gerçek ve uzlaşma” komisyonu sadece örgüt militanlarının değil, PKK’yla mücadele sırasında yargısız infaz, adam kaçırma ve işkence gibi gayrikanuni eylemlere karışmış devlet görevlilerini de kapsamalı. Ve tıpkı PKK militanları gibi bu kişilerin de uygun olduğunda eylemlerinin kurbanlarıyla ve aileleriyle yüzleşmelerini sağlayarak karşılıklı bir af dileme ve affetme hali yaratılmalı.

Bu komisyon fikrinin birçok insan için kabul edilemez olduğunun ve yitirdiğimiz canları geri getirmeyeceğini gayet iyi biliyorum. Saftirik değilim, aptal hiç değil. Bu öneriyi Türkiye’de çok az insanın kabul edeceğini yazımın başında söylemiştim.

Fakat son 30 yılda yitirdiğimiz 40 bin insanın sonraki 30 yılda 400 bine veya 4 milyona çıkmasını istemiyorsak yaptığımız hatalardan hepimizin ders çıkarması gerekiyor. Ancak kendimizi ve “ötekini” affedebilirsek Türkiye’ye gerçek anlamda barış gelebilir.

Peki kendimizi affetmeye hazır mıyız? İşte bundan emin değilim.

Barın Kayaoğlu, Virginia Üniversitesi Tarih Bölümü’nde doktora adayıdır ve her türlü yoruma, soruya ve fikir alışverişine açıktır. Kendisiyle bağlantıya geçmek için buraya tıklayın.

Ayrıca kendisini Twitter’dan (@barinkayaoglu) ve Facebook’tan (BarınKayaoğlu.com) da takip edebilirsiniz.

Print Friendly, PDF & Email
Share

One thought on “Türkiye Gerçekten Barışa Hazır Mı?

  1. Barıncım sana yakışan kalitede bir yazı olmuş.önerdigin çözümün işe yarayabileceğine kesinlikle katılıyorum ama daha çok katıldığım bu barış sürecine – maalesef- hazır olmadığı. Son Türkiye ziyaretimde bunu gayet iyi gözlemledim tüm çevremde ki malum benim çevre ülkenin aydın, hümanist, şudur budur kesiminden. Sonumuz hayrolsun diyorum. Sevgiler ! Yazmaya devam et 😉 Funda

Leave a Reply